Gerçekten Nasılsın? Bazı Sorular, Sorudan Biraz Fazlasıdır...
Ömer Faruk Kandilci | 17/08/2026 | 0 Yorum | 44 Defa Okundu
Günler geçiyor. Bir yerlere yetiÅŸiyor insan.
Çalışıyor, konuÅŸuyor, gülüyor. Bazen gerçekten keyifli oluyor, bazen sadece hayatın akışına karışıyor. Yapılması gerekenler yapılıyor, planlar kuruluyor, bir sonraki güne geçiliyor. Bir ÅŸeyler bitiyor, yenileri baÅŸlıyor. Yeni yerler, yeni insanlar, yeni anılar…
Hayatın bıraktığı boşlukları yine hayatla dolduruyor insan.
Ve sanırım zaman geçtikçe bazı ÅŸeylerin geçmediÄŸini de öÄŸreniyor.
Bazı ÅŸeyler hafiflemiyor mesela. Sadece onları taşımayı öÄŸreniyorsun. İlk zamanlar ağırlığını hissettiÄŸin ÅŸeyler uzun süre seninle yürüyünce sıradanlaşıyor. Bir süre sonra ne zamandır taşıdığını bile unutuyorsun. Hatta bazen o ağırlığı kendinden bir parça sanıyorsun.
Bu, kötü olduÄŸun anlamına da gelmiyor aslında.
Çünkü hayat sadece yorulduÄŸumuz yerlerden ibaret deÄŸil.
Gerçekten güldüÄŸümüz zamanlar var. Mutlu olduÄŸumuz anlar, heyecanlandığımız ÅŸeyler, gitmek istediÄŸimiz yollar var. Bir masanın etrafında kahkaha atabiliyor, sevdiÄŸimiz insanlarla güzel vakit geçirebiliyor, yarın için plan yapabiliyoruz.
İnsan aynı anda hem mutlu hem de yorgun olabiliyor çünkü.
Sanırım büyüdükçe bunu daha iyi anlıyorum.
Her yorgunluk mutsuzluk deÄŸil.
Her sessizlik bir kırgınlık değil.
Her kahkaha da insanın içinde hiçbir ÅŸey taşımadığı anlamına gelmiyor.
Dışarıdan bakıldığında hayat devam ediyor zaten. Ortada “Ben iyi deÄŸilim” diye bağıran bir ÅŸey yok.
Belki mesele de tam olarak bu.
İnsanlar doÄŸal olarak gördüklerine inanıyor. Seni gülerken görüyorlarsa mutlusun, iÅŸlerini yapıyorsan iyisin, ÅŸaka yapıyorsan bir sorun yok.
Bunda yanlış bir ÅŸey de yok. Kimsenin baÅŸka birinin içine bakmak gibi bir mecburiyeti yok. Hepimiz kendi hayatımızın içinde bir yerlere yetiÅŸmeye çalışıyoruz.
Ama bazen biri, senin bile üzerinde durmadığın küçücük bir ÅŸeyi fark ediyor.
Bir cümlenin arasında, bir gülüÅŸün hemen sonrasında ya da sesinin tonunda…
Geçen gün bir arkadaşımla sohbet ederken bana “Nasılsın?” diye sordu.
Dünyanın en sıradan sorularından biri.
Cevabı da çoÄŸu zaman hazırdır zaten:
“İyiyim, sen nasılsın?”
Ben de muhtemelen aynı ÅŸeyi söyleyecektim.
Sonra ekledi:
“Gerçekten nasılsın?”
Bir an durdum.
Sanırım çok uzun zamandır ilk kez biri nasıl olduÄŸumu sormakla, gerçekten nasıl olduÄŸumu merak etmek arasındaki o küçücük ama kocaman farkı hatırlattı bana.
Sanki vereceÄŸim cevaptan önce bir ÅŸeyleri görmüÅŸ gibiydi.
GülüÅŸümün biraz gerisinde kalanı, sesimin arasına karışan sessizliÄŸi, her ÅŸey yolundaymış gibi devam ederken bir yerlerde biraz dinlenmek isteyen tarafımı…
Belki hiçbirini bilmiyordu. Bilmesine de gerek yoktu zaten.
İnsan bazen karşısındakinin hikâyesini bilmeden de bazı satırların altının çizili olduÄŸunu anlayabiliyor.
Ve garip olan ÅŸu ki o an içimde büyük bir anlatma isteÄŸi oluÅŸmadı.
Her ÅŸeyi masaya dökmek, nerede yorulduÄŸumu, nelerin içimde kaldığını uzun uzun anlatmak istemedim.
Çünkü mesele anlatmak deÄŸildi.
Mesele, birinin fark etmiş olmasıydı.
Sanırım gerçek dostluÄŸun bir tarafı da burada saklı.
Herkes kahkahanı duyarken sessizliÄŸini de duyabilen biri. Sen “iyiyim” dediÄŸinde bunu sorguya çevirmeyen ama o kelimenin arkasında baÅŸka cümleler olabileceÄŸini de unutmayan biri.
Çünkü bazen “iyiyim” yalan deÄŸildir.
Gerçekten iyisindir.
Sadece biraz yorulmuÅŸsundur.
Biraz fazla düÅŸünmüÅŸ, biraz fazla yol yürümüÅŸ, bazı ÅŸeyleri kendi içinde biraz fazla taşımışsındır.
Yine gülersin.
Yine plan yaparsın.
Yine sabah kalkıp hayatına devam edersin.
Ama o sohbetten sonra baÅŸka bir ÅŸeyi fark ettim.
Belki benim ihtiyacım gerçekten nasıl olduÄŸumu anlatmak bile deÄŸildi.
Çünkü anlatmak benim için hiçbir zaman kolay olmadı. İçimde olanları birinin önüne koymak, nerede kırıldığımı, neyin ağır geldiÄŸini tek tek söylemek bana göre deÄŸil.
İstesem de yapamam sanırım.
Kendi yükümü taşımaya, kendi içimde çözmeye, biraz zaman geçince toparlanıp yeniden yürümeye alışmışım.
Ama insan kendi yükünü taşıyabiliyor diye hiç yorulmuyor deÄŸil.
Son zamanlarda belki de en çok bunu unutmuÅŸum.
Ne kadar uzun zamandır gerçekten dinlenmediÄŸimi.
Burada bahsettiÄŸim uyumak deÄŸil.
Bazen saatlerce uyuyorsun ama yine de dinlenemiyorsun. Çünkü bedenin dinlenmesi baÅŸka, insanın bir süreliÄŸine hayata karşı güçlü durmak zorunda olmadığını hissetmesi baÅŸka.
Sanırım benim ihtiyacım biraz ikincisi.
Bir şey anlatmak zorunda olmadığım bir sessizlik.
Neden sustuÄŸumun sorulmadığı, yüzümden anlam çıkarılmaya çalışılmadığı, birkaç dakika sonra toparlanıp yeniden devam etmem gerekmediÄŸi bir an.
Sadece başımı birinin omzuna koyabilmek mesela.
KonuÅŸmadan.
O gün ne olduÄŸunu, neden yorulduÄŸumu, aklımdan neler geçtiÄŸini anlatmadan.
Dışarıda hayat yine devam ederken, yarının iÅŸleri bir yerde beklerken, birkaç dakikalığına hiçbir yere yetiÅŸmek zorunda olmamak.
Gözlerini kapatıp sadece:
“Burada güvendeyim.”
diyebilmek içinden.
Ne birinin hayatımı düzeltmesine ihtiyacım var ne de bütün yüklerimi alıp götürmesine.
Zaten yükümü bir baÅŸkasına vermek istemem.
Belki sadece birkaç dakikalığına yere bırakabileceÄŸim kadar güvende hissetmek istiyorum.
Ve sanırım insanın bazen en çok ihtiyaç duyduÄŸu ÅŸey de bu.
Başını koyduÄŸunda güçlü görünmek zorunda olmadığın bir omuz.
SessizliÄŸinin yanlış anlaşılmayacağını bildiÄŸin, kalkmak için acele etmediÄŸin bir yer.
O omuz nerede, kimde, hatta gerçekten var mı bilmiyorum.
Belki vardır ve henüz yolum oraya düÅŸmemiÅŸtir.
Belki de kendi omzuma yaslanmaya o kadar alıştım ki başka bir yerde dinlenmenin nasıl bir his olduğunu unuttum.
Ama geçen gün o küçücük soru bana büyük bir ÅŸeyi fark ettirdi:
Benim ihtiyacım nasıl olduğumu anlatacak doğru kelimeleri bulmak değilmiş.
Belki de bazı yorgunlukların cevabı kelimelerde değil.
Bazen insan anlatmak istemiyor.
Çözülmek de istemiyor.
Sadece birinin yanında susabilmek, başını bir omza bırakmak ve birkaç dakikalığına hayatın kendisinden hiçbir ÅŸey istemediÄŸini hissetmek istiyor.
Çünkü insanın en çok dinlendiÄŸi yer bazen bir yatak deÄŸil;
kendini güçlü göstermek zorunda olmadığı birinin yanı.
Ve galiba bazı yorgunlukların anlatılmaya değil,
güvende hissedebileceÄŸi bir sessizliÄŸe ihtiyacı var.


İlk Yorum Yapan Sen Ol